BLOG KATEGORİLER:
BLOG ARAMA:
17
Mar-2016

Mehmet Turgut

 

  • Mesleğin 3. Kuşak temsilcisi sizsiniz. Sizden sonra bu mesleği kim devam ettirecek? Ailenizden biri mi?

5 kedi var, onların fotoğrafçılık bir alakaları yok, mamalarını yiyip büyüyorlar. Şaka bir yana tabiki illaki olacaktır. Günün sonuna baktığım zaman birçok asistan yetiştirdim bugüne kadar. Burası bir fabrika gibi işliyor o anlamda. Asistanlar işe giriyorlar, işleri öğreniyorlar, dışarıda farklı farklı işler yapmaya başlıyorlar. Hatta dergi çıkartan asistanlarım bile var. Onun dışında da Bilgi Üniversitesi’nde de bir atölye açıyorum. Orada 15 kişiye fotoğrafçılık öğreteceğim. Ders verdiğim birçok kişiye bildiklerimi aktaracağım ama kendi soyumdan birisi bu geleneği sürdürürse ne âlâ.

 

  • Analog ve dijital dönemleri yaşadınız? İki dönemin size katkıları neler oldu? Hangi dönem sizce?

Fotoğraf dediğimiz şey aslında günün sonunda baktığımızda dünyanın en mekanik işlerinden bir tanidir. Elinizde sonuçta bir makine var ondan sonra onun önünde bir lens var. İçine zamanında film takıyorduk, şimdi kartlar takıyoruz; kompakt, flash kartlar, sd kartlar. Yani günün sonuna baktığımızda ışıklar,  ölçümler, fizik de var işin içinde matematik de var, çok mekanik bir iş. Fotoğrafta önemli olan sonuca gitmek. Sonuca gitmenin yolu şu anda daha kolay dijital dünyada olduğumuz için.

 

Analogun şöyle bir farkı var mesela şöyle düşün: Garajında iki tane araban var. Bir tanesi çok eski model Amerikan, üstü açık vintage bir araba. Bir tanesi de daha az yakan; diesel, son model işini görebileceğin, kolay park edebileceğin bir araba. Normalde gönül ister ki her zaman o üstü açık vintage Amerikan arabaya binmeye ama onun benzini çok yakacağı için ve onu mesela bir yere gittiğinde park etmek için veya yedek parçasını kaza yaptığında bulamayacağın için her zaman için öbür arabayı tercih edersin, spor ve günümüzün teknolojisiyle donatılmış arabayı tercih edersin. Bu, bir yol. Sonuçta biz bu mesleği icra ettiğimiz için ve çağımızda bu iş çok ilerlediği için; mesela fotoğraf çekiyoruz ertesi gün teslim ediyoruz. Ama analog da böyle bir şansın yoktu. Bu çağ böyle olduğu için bu yolu seçmek zorundayız. Dediğim gibi diğerinin tadı başka. Ara ara ben de Amerikan arabaya biniyorum ama artık genelde dijital dünyada olduğumuz için daha kolay park edebileceğim, az yakan arabaları tercih ediyorum.

 

  • Herkesin hayatında ilham aldığı bir şey vardır.  Siz neyden ilham alarak fotoğraf çekerseniz?

Geçenlerde yine bir tane röportaj oldu. Gazeteci arkadaş aradı. İham mesele hakkında ne düşünüyorsunuz diye sordu. Ben de ilham diye bir şey yoktur. O elististlerin çıkarttığı bir safsatadır. Neden safsatadır diyeceğim: Çünkü üstat dün bir opera eseri izledim, bale eseri izledim, ondan bir ilham aldım, aldım elime fırçayı vurdum tuvale derler ya mesela böyle söylemler vardır insanlar içerisinde. Veya işte gittim iki tane Avrupa ülkesi gezdim; Floransa’yı gezdim, Prag’ı gezdim acayip dolu döndüm, acayip fotoğraf üreteceğim gibi şehir efsaneleri vardır. Bunlar büyük yalandır.

 

Ara Güler, yaratıcı değil mi? Bence çok yaratıcı bir fotoğrafçı, bence çok iyi bir gözü var. Ara Güler’e sormuşlar: “Fotojenik diye bir şey var mı?” Ara Güler de : “Fotojenik diye bir şey yok tabi. İyi fotoğrafçı, kötü fotoğrafçı diye bir şey vardır” demiş. Ara Güler’in ağzından böyle bir şey duyamazsın. Sanatçı diye tabir edebileceğimiz birçok kişinin bu tarz tonlamaları, bu tarz lafları, bu tarz söylemleri yoktur. Derler ki; yaratıcılığı arttıran maddeler nelerdir? Hiçbir madde insanın yaratıcılığı arttıramaz. Yani siz içinde üretme hissi olmayan, sanat eseri üretme kaygısı olmayan birisine, istediğiniz kadar yaratıcılığı arttıcı madde, uyuşturucu madde, keyif verici madde içirin ona iyi bir resim yaptırmak, iyi bir yazı yazdırmak veya iyi bir fotoğraf çektirmek mümkün değil. Bu da büyük bir safsatadır. Dünyada o zaman bütün müptezellerin hepsinin çok iyi birer sanatçı olması gerekirdi. Bu tezi de böylece çürütmüş oluyoruz. Dediğim gibi yaratıcılık; Tanrı’nın bazı insanlara verdiği bir hediyedir. Bu insanlarbu hissin nerden geldiğini asla bilmezler aslında ve bilemeyecekler. Ben de bilemeyeceğim.

 

  • Dijital Fotoğrafçılıkta Türkiye bugün Avrupa’ya göre nerede?

Dijital fotoğrafçılık dediğimiz şey zaten çok yakın bir tarih. Taş çatlasın 10 ya da 15 senesi var. Analogdan dijitale geçildiği dönemde, şöyle düşünün; Bir 500 metre koşu yarışıydı bu. Bütün fotoğrafçılar bir çizgiye dizildi. Herkesin eline dijital fotoğraf makinası verildi dünyanın her yerinde ve tabancı ateşlendi; herkes koşmaya başladı. O yüzden de şartlar bu kadar eşit olduğu için herkesin yapabilme, üretilme kapasitesine göre bazıları iyi oldu, bazılar kötü oldu. O yüzden de bunu Türkiye, Avrupa ya da Amerika olarak bakmamak lazım. Ben yurt dışında birçok ödül aldım. Birçok yarışmanın da Oscar Ödül Töreni gibi törenleri olur. Bir ödül törenine gittiğimde, aynı masada bir Çinli, Vietnamlı, Amerikalı, İngiliz ve ben vardım. Sonuçta hepimiz dijital fotoğraf üretiyorduk ve herkes de aynı şartlarda fotoğraflarını üretiyordu. Birbirimize sorduğumuz zaman benzer makinalar, belki aynı fotoğraf makinaları, benzer lensler, benzer teknolojiler, benzer fotoğraf edit programları kullandığımızı gördük.

O yüzden dediğim gibi, dijital olduğu için, internet çağında olduğumuz için her şeye ulaşım çok rahat ve dünyanın her yerinde şartlar çok eşit.

 

  • Fotoğrafın önem kazanması için yarışmalar düzenleniyor ama fotoğraf bilincinin oluşması için yeterli mi?

Fotoğraf yarışmalarının bir özelliği vardır: Fotoğraf yarışmaları fotoğrafçıları şevklendirir. Ben kendi adıma söyleyeyim. Ben Türkiye’deki fotoğraf yarışmalarına inanmıyorum bu arada. Türkiye’deki fotoğraf yarışmalarına hatta bir dönem tepki göstermek için 1 yıl boyunca bütün fotoğraf yarışmalarına katıldım Türkiye’deki. Belediyelerin yarışmaları da dâhil olmak üzere. Nerdeyse hepsinde birincilik ve ikincilik aldım. Türkiye’deki hiçbir fotoğrafçılık yarışmasına katılmıyorum. Çünkü Türkiye’de araba ya da kamyon lastiği ile bir yarışma yapılıyor. Bütün fotoğrafçılar elinde makina lastik kovalıyor. At diyorsun mesela herkes at ahırlarında at çekiyor. Ben buna çok karşıyım. Bir fotoğraf yarışmasına katılacaksam ve atlara ilgim varsa, at fotoğrafları çekiyorsam o at fotoğrafını gönderirsin. At fotoğrafı için atın peşinde koşmazsın. Sürekli hayatında at fotoğrafı çekmek için adamış birisine bence büyük bir saygısızlık bu. Veya portre çekmiyordur, portreyle ilgili yarışmaya hemen birini bulup portre çekmeye kalkarlar. Dünyada bu yapılmıyor. Dünyada yarışma konusu için fotoğraf çekmek diye eylem yok. Herkesin bir tarzı varherkes kendi tarzındaki yarışmalara katılıyor. Ben gidip style life yada doğal hayat fotoğrafları çekip bunları yarışmalara göndermiyorum. Benim olayım o değil, beni olayım insan çekmek, portre çekmek. Porte konulu yarışmalara veya emotion dediğimiz ifade konulu yarışmalara, kurgu fotoğrafları dediğimiz yarışmalara gönderiyorum.

  • Haberde fotoğrafın önemi nedir?

Haberde fotoğrafın önemi haberin içeriğiyle eşdeğerdedir. Çünkü fotoğraf bir şeyi yazılı olarak sunduğumuz tezi

 

 

 

 

 

 

 

0

 Düşkünlük / 0 Yorumlar
Bu yazıyı paylaşın:

Yorumlar kapalı.

Arşivler

> <
Jan Feb Mar Apr May Jun Jul Aug Sep Oct Nov Dec
Jan Feb Mar Apr May Jun Jul Aug Sep Oct Nov Dec
Jan Feb Mar Apr May Jun Jul Aug Sep Oct Nov Dec