BLOG KATEGORİLER:
BLOG ARAMA:
10
Şub-2016

Ferdi Atuner

Bez Bebek, Cennet, Mahallesi, Çocuklar Duymasın, Reyting Hamdi, En Son Babalar Duyar, Kahpe Bizans, Ayrılsak da Beraberiz, Çarıklı Milyoner gibi birçok sinema ve dizi projelerinde görmeye alışkın olduğumuz bir isim Ferdi Atuner.

                Ferdi Atuner’le Kalust Şalcıoğlu’nun sayesinde tanıştım. Kısa bir telefon trafiğinden sonra röportaj yapmak için randevulaştık. Samimi, sıcak kanlı, enerji dolu ve hoş sohbetiyle keyifli bir röportaj yaptım kendisiyle. Çok şanslıyım ki röportaj yaparken Ferdi Atuner’in 50 yıllık arkadaşı Bilge Abi’yle tanışma fırsatım oldu. İşte Ferdi Atuner’in anlattıkları…

“SET ORTAMLARI ESKİYE GÖRE DAHA İYİ”

                Şimdiki set ortamları eskiye göre daha konforlu. Yönetmen için konforlu, oyuncular için konforlu, setçiler için konforlu. Eskiden ışıkçılar kocaman kocaman projektörleri sırtların taşıyordu. Setçiler bir sahneyi kurmak için saatlerce beden gücüyle çalışılıyordu. Şimdilerde kameralar ufaldı, işlevi arttı. Bir tane ışık set ortamını gündüz gibi aydınlatıyor. Eziyet ve zahmet her zaman sette var. Oyuncu soğukta yine üşür, oyuncu sıcakta yine terler.

“HER SENARYO YAZAN SENARİST DEĞİL”

                 Her senaryoyu yazan senarist değil. Senaryonun alt metni iyi yazılmıyor. Türkçe konuşmalar bozuk. 15 yaşındaki çocuğun konuştuğu Türkçe ayrı, 20 yaşındaki delikanlının konuştuğu Türkçe ayrı. 60 yaşındaki dedesinin konuştuğu Türkçe ayrı. Senaristler 60 yaşındaki, 70 yaşındaki anneanneyi, dedeyi sanki 20 yaşındaki insanmış gibi konuşturuyor. Senaryoyu yazan kişi hiç 65, 70 yaşındaki insanla konuşmamış mı? Hiç düşünmemiş mi benim anneannem nasıl konuşurdu, dedem nasıl konuşurdu, konuşurken hangi sözcükleri kullanırdı diye? Senaryoyla ilgili eğitimi okulda öğretiyorlar ama genelde uygulanmıyor.

                Senaryo bana geldiği zaman hemen okurum. Metinde eğer “söz” geçiyorsa ben onu “lâf” olarak düzeltir öyle konuşurum. Senaryoda devrik cümle varsa ben devrik cümleyi kullanmam. Cümleyi düzelterek öyle kullanırım. O devrik cümleyi gençler kullansın, ben düzgün olan cümle yapısını kullanırım. O zaman daha inandırıcı ve samimi oluyor.

“YÖNETMENLER OYUNCULUK TECRÜBESİNE SAHİP OLMALI”

                Bütün yönetmenlerin oyuncu olarak sahneye çıkmış olması lâzım. Eğitim aldığı okulda çıkmış olması lâzım. Oyuncuyla beraber o rolü çalışması lâzım. Konservatuarda oyuncular nasıl sahne dersi, oyunculuk dersi alıyorlarsa bütün yönetmenlerin aynı şekilde sahne  dersine girip, diksiyon, fonetik, oyunculuk gibi dersleri almalı. Bir oyuncu Shakespeare’i oynayacaksa, yönetmen de o oyunu oynayacak. Yönetmen, bir sahneyi çekerken oyuncuya o sahneyi anlatmalı, oyuncudan ne istediğini bilmelidir. Önce rolün karakterini oturacak anlatacak. Yönetmen o rolü kendi bilmezse oyuncu nasıl çıkaracak?

 

“TÜRKÇE KATLEDİLİYOR”

Ana haber bültenini sunanlardan tutun, mektepli olan insanlara kadar bir çok kişi “r”leri yutarak konuşuyorlar. Haber spikeri olan kişinin Türkçe’yi doğru konuşmalıdır. Bu yüzden Türkçe katlediliyor. Lâzım diyeceksem a’nın üzerinde aksan var, şapka var. Cemâl yazacaksam a’nın üzerinde aksan var. Bu detaylara dikkat edilmiyor. Televizyonda konuşuyorlar;  benim sana söyleyecek lafım yok  diye. Madem ki doğru söyleyemiyorsun o zaman sana söyleyecek sözüm yok diyebilirsin. Böylece Türkçe’yi düzgün konuşmuş olursun. “Bu bana lazım.” diye konuşuluyor. Madem ki kaba bir şekilde söyleyeceksen Türkçe’yi doğru konuşmak için “gerekli” diyebilirsin. Diksiyon, fonetik dersi verirken  tahtaya Halasgargazi yazıyorum ve öğrencilere okutuyorum. Çoğu a’ları kaba okuyor.  Edebiyat dersleri veren hocalar bile “Divan Edebiyatı”  diyorlar. Geçen gün televizyonda Osmanlıca dersleriyle ilgili konuşan öğretmen “Divan Edebiyatı” diye telâfuz ediyor. Divan: üzerinde yatılan, uzanılan yerdir. Doğrusu “Divân Edebiyatı”‘dır. Türkçe’nin güzelliği de Türkçe’yi doğru kullanmadan geçiyor.

 

“İNSANI BAZ ALARAK FOTOĞRAF ÇEKTİM”

Eskiden bir fotoğraf makinam vardı. Doğa fotoğrafları çekmek beni tatmin etmedi. Herkes gidiyor çiçeğin üzerine konmuş arıyı çekiyor, arının iğnesini çekiyor. Ustalık istiyor ama ben hep insanı baz aldım, insanın suratını kullanarak fotoğraf çektim. Malzeme olarak insanı kullanarak erkek ve kadın fotoğrafları çektim. Fotoğraf çekmek de resim çizmek gibidir. Fotoğraf çekerken istediğini alana kadar uğraşırsın. Işığı ayarlarsın, açıyı ayarlarsın ve fotoğrafı çekersin.  Fotoğraf çekmek de aslında bir resim çizmek gibi.  İnsan öğesi olan fotoğraf çekmek beni daha çok mutlu ediyor.

 

EKONOMİK GELİR ve ULAŞIM ZORLUĞU SEYİRCİ SAYISINI ETKİLİYOR

                Ulaşımın zor olduğu, trafiğin çok olduğu bir yere açılan tiyatro, opera, bale, konser salonlarına seyirci pek gitmiyor. İnsanlar gösteriden sonra evlerine rahat bir şekilde gitmek istiyor.  Kolay ulaşılabilen, trafiğin az olduğu salonlara seyirci daha çok ilgi gösteriyor. Ulaşımın kolay olduğu ve ekonomik gelirin yüksek olduğu ülkelerde salonlar seyirciyle doluyor. Diğer ülkelerde bundan 200-300 sene önce yapılan opera salonları var. Her şeyiyle oraya ulaşmak mümkün.

 

 

0

 Düşkünlük / 0 Yorumlar
Bu yazıyı paylaşın:

Bu yazı yorumu


Kaydırmak için formda tıklayın

Arşivler

> <
Jan Feb Mar Apr May Jun Jul Aug Sep Oct Nov Dec
Jan Feb Mar Apr May Jun Jul Aug Sep Oct Nov Dec
Jan Feb Mar Apr May Jun Jul Aug Sep Oct Nov Dec